14 Kasım 2010 Pazar

İstanbul..

salona kuruldum. yemek masasında bilgisayarım, koltukların birini yatak yaptım kendime. odamda uyuyamıyorum. başka birinin evine misafirliğe gitmiş gibiyim. senelerdir güldüğüm ağladığım çalıştığım yaşadığım dışarı çıkmadığım odamda valizim var benim yerime. durup durup kapıdan odaya bakıyorum. nasıl dönücem ben bu eve? ne yapmalı bu odayı sevmek için. daha çok seneler var önümde ama yine de için için geri dönüş telaşı kapladı içimi..

hayır, hiç bir sıkıntım yok benim bu evde. annem, babam, kardeşim.. çok mutlu bi aileyiz biz. ellerinden geleni ardına koymaz bizimkiler bizim için. varsa var, yoksa yok. biliriz durmamız gereken zamanları ne gak deriz ne guk! annemin o gıdısına sokulup uyuklamak, babamın keline kondurduğum öpücük nilsuyu ıslak ıslak öpüşlerim ve akabinde yediğim dayaklar mutlu ediyo beni.. ama ne bileyim çok yabancıyım ben buralara..

bu şehire yabancıyımdır belki. sanki hiç yaşamamış gibiyim buralarda. o 17 otobüsünde 2 yılım çürümemiş gibi. İstanbul bırakılıp Ankaraya nasıl gelinir yaa sorusuna çok kolay cevabı verdiğimde insanların şaşırmasını da anlayamıyorum ben.. ve alışamadım hala bu soruya.. ne var zannediyorlar burda bilmiyorum. taksime gidip içmek mi olay? asmalıda, küçük beyoğlunda arkadaşlarla kadeh tokuşturmaksa güzel evet ya da caddeye inip iki yürümek bi yerde kahve içmek gülmek sohbet etmek doya doya.. ya da ne bileyim vapurla karşıya geçmek için kadıkoye gitmek. köprüden kaçmak için.. hayır tabii ki hiç biri çirkin değil bunların. ama insanların bu kadar istanbul delisi olmalarını anlayamıyorum.

çok komiktim cuma günü. minibüsle kadıkoye gittim. kulağımda i pod, yürürken beşiktaş iskelesine ağlamaya başladım.. herkesin bana baktığına yemin edebilirim. çünkü böğürdüm resmen. yazarken yine doldu bak gözlerim. kadıköyde ben vardım, o vardı. her sokakta her anımda önünden geçtiğim her kafede. para çektiğim tüm iş bankası şubelerinde.. :) bilmiyorum. ben buraya dönebilecek kadar cesur değilim artık. hayır bu aşk değil. hayır bu delilik değil. bu ne biliyor musunuz? şu an sevmediğim istanbulun kötü yanlarını göremicek kadar saf ve kör olduğum günlere duyduğum özlem benim.. gözümden akan yaşlar biri için değil, ankara, istanbul ya da biz değiliz beni üzen istanbul birini sevmezsen çekilmezmiş.. ben artık kimseyi sevmiyorum ki.. ben artık kimseyi sevemiyorum ki..

hep bi tanıdık arıyor gözlerim sokaklarla. taksimde caddede kadıkoyde.. baho boş, caddede 16 yaş üstü kimse kalmamış gibi.. ben burda gerçekten ben değilim artık. canım sıkıldığında arayıp öylesine bişeyler yapabileceğim kimse kalmadı benim.. herkesi özlediğim için görüyorum. görev gibi yani. Ankaradan geldim e o zaman dönmeden mutlaka görüşüyoruz! insanların hayatına iki ayda bir katılan bi misafirim artık ben.. uzak şehirde okuyan cesur arkadaşım.. cesur olduğum için mi ankaradayım. hayır arkadaşlarım itiraf ediyorum. ben cesaretli davranamadığım için ankaradayım. ben her kadıkoye gidişimde böyle ağlamamak için ordayım. çünkü orda kimsenin bilmediği cansu istanbuldaki odasında, eski masallarının içinde kaybolup gitti.. çünkü cansu o yüzden o odada durmak istemiyo..

masal demişken...
sizin masalınızı yazdılar mı hiç..
benim bir masalım var.. büyüyünce okunmaktan vazgeçilen kitapların cinsinden..
yaşlanınca da üstündeki tozları üflenip tekrar okunacak cinsten..

2 yorum: